Sıfırdan başladığımız finansal özgürlük yolculuğuna devam ediyoruz! Eğer okumadıysanız öncelikle serinin ilk yazısını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Hatırlanacağı üzere ilk aşamada gelir-giderimizin bir envanterini çıkardık; gerçekçi hedefler belirledik; bu hedeflere kendi risk algılarımız ve yatırım karakterimiz çerçevesinde ortalama ne kadar sürede ulaşabileceğimizi tespit ettik ve tasarruflarımızı çok bilinçli olmasa da bir şekilde yatırıma yönlendirmeye başladık.
Bu aşamada halen bir şirket veya fon nasıl seçilir, çeşitlendirme ve risk yönetimi nasıl yapılır gibi konularda herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Gerçekçi olmak gerekirse buna biraz daha zaman da var. Öğrenmeye başlasanız dahi stratejinin ana omurgasını oluşturmadan ve sistemi kurmadan taktik hamlelerin çok da bir yararı olmayacaktır. Bilhassa askeri stratejiye meraklı olanlar iyi bilirler: stratejik yanlışlar taktik hamlelerle düzeltilemez.
Dolayısıyla bu aşamada yatırımın bazı temel prensiplerini öğrenmek çok büyük önem arz edecek. Bu noktada, ilk yazıda yatırımdan “kişisel” ve fazlasıyla subjektif bir olgu olarak bahsetmem çelişki olarak görülebilir. Zira prensipler de kişiden kişiye değişecektir. Bununla birlikte, askeriyede kanla yazılan kurallar olduğu gibi, sermaye piyasalarında da iflaslar ve çöküşlerle zaman içerisinde ortaya çıkmış bazı genel geçer olguların kabul etmek gerekir. Bu prensipleri uygulamak uzun vadede yararınıza olacaktır ve bunlar temelinde yine çok geniş bir özgürlük alanınız olacaktır. Bunlar sizi kısıtlamaktan ziyade koruma görevi görecek.
Özellikle piyasa profesyonellerinden bu prensiplerin bir veya birkaçını uygulamadan da başarılı olduğunu ileri sürenler olabilir; bu doğrudur da. Ancak burada yine ilk yazıda bahsettiğimiz yatırımı matematiksel bir süreç olarak görme ve olasılıkları lehimize kullanma konseptini hatırlatmak istiyorum. Bir yatırımcı %90 başarılı olacağı bir patika varken zor yolu seçerek %10 ihtimalle başarılı olabileceği bir yola bana göre sapmamalıdır. Lakin futbol için söylendiği üzere bazen yatırımda da zor olan bu oyunu basit ve sıkıcı oynamak olabiliyor.
Bu gereksiz uzun girizgahın ardından bazı alt başlıklar üzerinden prensiplerimizi inceleyelim. Tüm yatırım enstrümanları arasında çekirdek getiri beklentisi olarak en başarılı araç borsa olduğundan daha çok şirket yatırımı odaklı bir yazı olacak; bununla birlikte ilkeleri farklı yatırım türlerini de uygulamanız pek ala mümkündür. Bu prensiplerin tamamını ise “hayatta kalın” sloganı altında toplayabiliriz. Hayatta kalmak için neler gerekiyor şimdi ona bakalım:
1-Sizin olmayan parayla yatırım yapmayın: Bu cümle aslında çok basit gözüküyor değil mi? Ancak etrafınızdan duyduğunuz “borsada batma” hikayelerinin önemli bir kısmı bu basit cümle göz ardı edildiği için gerçekleşiyor.
Eğer kredili veya kaldıraçlı işlem yaparsanız işleminizin yalnızca doğru olması yetmez; aynı zamanda kusursuz zamanlama da gerçekleştirmeniz gerekir. Bununla birlikte, finansal piyasalara ilişkin yüzlerce yıllık akademik külliyatta herkesin üzerinde uzlaştığı nadir önermelerden biri piyasaların kısa vadede irrasyonel olduğu ve seyrini kimsenin kesin olarak bilemeyeceği gerçeğidir. Ve yine John Keynes’in meşhur deyişinde belirtildiği gibi piyasalar kesinlikle sizin mali olarak dayanabileceğinizden çok daha uzun süreler irrasyonel kalabilir.
Kredili işlemlerde adı üstünde sizin olmayan bir parayı kullanmaya çalıştığınız için faiz maliyeti ödersiniz. Piyasaların ralli içerisinde olduğu dönemlerde ufak faiz maliyetleri alınabilir bir risk olarak gözükse de trendlerin dibini veya tepesini tahmin etmeniz imkansızdır. Birkaç defa doğru pozisyon alsanız dahi, tek bir yanlış hamlenizde daha önce kazandığınız paraları da kaybedebilirsiniz. Eğer kendi paranızla spot piyasada işlem yapıyorsanız ise tek yapmanız gereken kar eden ve büyüyen şirketleri bulmaktır; eğer doğru tercih yaptıysanız tek kaybınız zaman olacaktır. Yatırımı kendi paranızla yaptığınız için belirli bir vade gelince borcu kapatmak için bozup nakde çevirmeniz gereken pozisyon olmayacaktır.
Kaldıraçlı işlemler ise halkın anlayacağı tabirle mevcut bir liranızla iki liraymış gibi işlem yapmaktadır. Normalde sermayeniz %50 eridiğinde eski haline getirmek için artık %100 kar elde etmeniz gerekir. Bu can sıkıcı bir durum olsa bile mümkündür. Ancak 2x kaldıraç kullanıyorsanız aynı düşüşü yaşadığınızda paranız sıfırlanır ve artık sizin için game over olur.
Warren Buffett’ın birinci prensibinin “asla para kaybetmeyin” olması sığ bakış açısına sahip insanlar tarafından alay konusu yapılabilmektedir. Ancak burada esprili bir şekilde sermayeyi korumanın ve hayatta kalmanın önemine vurgu yapılmaktadır. Uzun vadeli grafiklere baktığınızda %40-50’lik geri çekilmeler bile küçük zikzaklar gibi görülür. Lakin siz sermayeniz sıfırlandıysa tüm birikimi çöpe atarak her şeye sıfırdan başlamanız gerekir. Bu da telafisi olmayan tek şey olan zamanı riske atmaktır.
Buffett’ın efsanevi ortağı Charlie Munger “Akıllı adamları üç şey batırır: içki, kadınlar ve kaldıraç” der. Kaldıraçın kadınlar kadar tehlikeli olması aslına daha fazla söze gerek olmadığını gösteriyor 🙂
Eğer ben kontrollü bir şekilde kaldıraç kullanıyorum, gerekli hedge (sigorta) mekanizmalarını kuruyor diyerek sizi çekmeye çalışan tanıdıklarınız varsa onları dinlemeyin. Veya illaki adrenalin yaşamak istiyorsanız tamamen gözden çıkarabileceğiniz kadar meblağları ayırın.
Burada son olarak bir parantez açmak gerekir ki para sizin olsa dahi yakın vadede ihtiyacınız olacak ise riskli varlıklara yatırım yapmayın; bu sizi batırmasa da hayatta zora sokabilir ve yatırıma bakışınızı bozarak demoralize edebilir. Örneğin altı ay sonra düğününüz varsa bu parayı borsada değerlendirmeniz son derece riskli bir tercihtir. Bay piyasanın insafına kalırsınız. En iyisi bu parayı para piyasası fonu, mevduat veya bono gibi araçlarda değerlendirin.
2-Zamanlama yapmaya çalışmayın: Aslında yine ilk önermemizle bağlantılı bir prensip. Piyasaların seyrini bilemeyeceğimize göre zamanlama yapmaya çalışmaya da gerek yok. Yani, piyasalar çok yükseldi, ben nakde geçeyim, aşağıdan alarak lot sayımı artırırım” gibi düşünceler kulağa çok mantıklı gelse de tecrübeler ve çalışmalar işin bu şekilde işlemediğini gösteriyor. Hatta Türkiye’de genellikle “yükseleni alıp düşeni satmak” gibi zarar garantili bir hale evriliyor.
Tabii tamamen fiyatlamalara gözünüzü kapatın veya yatırım ağırlıklarınızı hiç değiştirmeyin demiyorum (aksine önümüzdeki yazılarda “dengeleme stratejisinin” iyi bir fikir olabileceğine değineceğim). Burada anlatılmak istenen %100 oranla borsaya girmek veya %100 nakde geçmek gibi radikal hamleler.
Akademik araştırmalar gösteriyor ki uzun vadeli sürdürülebilir getiriler için sürekli oyunun içinde olmak şart. Aslında bu da bizi yine ilk maddeye geri döndürüyor. Sürekli oyunun içinde olmak için de batmamanız lazım 🙂
ABD’de yapılan çeşitli akademik araştırmalar yıl içerisinde piyasaların en iyi olduğu iki haftayı kaçırdığınızda elde edebileceğiniz getirinin büyük çoğunluğunu kaybettiğinizi gösteriyor. Benzer şekilde uzun vadede en başarılı hesapların al-sat işlemi yapamayan “ölülere” ait hesaplar olduğunu gösteren çalışmalar da mevcut. Burton Malkiel gibi bazı akademisyenler işi daha da ileri götürerek tamamen endeksi satın alarak arkaya yaslanıp beklemeyi tavsiye ediyor. ABD’de pasif yönetilen fonların oranı önemli bir pazar payına ulaşmış durumda.
Sıfırdan başlayan yatırımcımıza dönecek olursak, maaşlı bir çalışanın her ay gücü oranında ekleme yapması ve zamanlamaya kalkışmaması doğru bir tercih olacaktır. Buna literatürde Dolar maliyeti ortalaması (Dollar Cost Averaging) ismi verilmektedir. Böyle bir yatırım tarzında ilk başlarda fiyatların düşüyor olması bilakis yatırımcının avantajınadır; zira daha fazla alım yapabilecektir. Yukarı doğru ralli olan yıllarda ise çarpan etkisinden daha fazla faydalanabilecektir.
Bu nedenle örneği her ayın 1’inde veya 15’inde düzenli şekilde alım yapmakta bir beis yoktur. Türkiye piyasası fazlasıyla volatil olabildiği ve siyasi ve jeopolitik gelişmelerden etkilenebildiği için ben aniden hızlı düşüşlerde ekleme yapabilmek için yedek akçe tutuyorum ve bazen alımları o tip zamanlara denk getirmeyi tercih edebiliyorum. Ancak emin olun ki buna da kafa yormadan her ayın belirli bir tarihinde alım yapmanın da uzun vadede kaydadeğer bir kaybı olmayacaktır.
3-Yumurtalarınızı tek bir sepete koymayın: Evet, buraya kadar iyi geldiniz. Yalnızca size ait olan ve kısa vadede ihtiyacınızın olmayacağınızı düşündüğünüz parayla ve herhangi bir zamanlama kaygısı gütmeden düzenli eklemelerle yatırıma başladınız. İlk birkaç ay ne aldığınız fazla önemli değildi, zira ortada uykunuzu kaçırabilecek miktarda bir para yoktu. Şimdi ise işler yavaş yavaş ciddileşmeye başlıyor.
Finansal piyasalarda çok farklı riskler vardır. En doğru kararı alsanız bile bunun bir olasılıklar oyunu olduğunu ve her şeyin bir anda ters gidebileceğini unutmayın. Örneğin tek bir hisseyle yatırıma başladığınızı düşünelim. Bu şirketin faaliyet gösterdiği ülke/lerin makroekonomik risklerini, faaliyet gösterdiği sektörün risklerini, Türk lirasına dayalı bir iş yapıyorsa kur riskini ve örneğin İstanbul’da ise deprem riski gibi konuları da göz önüne almak gerekecektir.
Ayrıca, siz bu şirketi bizzat yönetmiyorsunuz ve halka açık olsa dahi erişebileceğiniz bilgi kısıtlı. Örneğin Bill Gates Microsoft dışında bir şirkette yatırımcı olma ihtiyacı hissetmiyor olabilir; ancak sizin böyle bir lüksünüz yok. Teorik olarak elinizde tuttuğunuz şirket sayısı azaldıkça şirket başı sahip olmanız gereken bilgi sayısı üstel olarak artacak ve bu sayı bire düştüğünde sonsuza yakınsayacaktır.
Evet artık sepet yapmanız gerektiğinizi biliyorsunuz, ancak kaç hisse alınmalı? Biraz işin içine daldığınızda bu konuda her kafadan farklı sesler çıktığını göreceksiniz. Oldukça da doğal, zira birkaç hisselik konsantre portföylerle harika işler çıkaranlar olduğu gibi onlarca hatta (Peter Lynch gibi) yüzlerce hisseyi tutarak çok yüksek getiriler elde eden yatırımcılar da var.
Burada önemli olan bir tarz belirledikten sonra o tarza uygun bir stratejiyle ilerlemek. Doğal olarak 20 hissesi olan bir yatırımcıyla 4 hissesi olan bir yatırımcı şirketleri hakkında eşit bilgiye sahip olmayacak veya aynı yoğunlukta takip edemeyecek. Ancak ikisi de az ya da çok hisse tutmanın gerekliliğini yerine getirdiği takdirde iyi kazanacaklar.
Yukarıda anlattığım üzere çeşitlendirmenin belirli bir sihirli sayısı yok. Ancak genel kabul gören ve deneyimlerin gösterdiği bilgi seviyesi ne kadar azsa sayıyı o kadar artırmanın daha yararlı olduğu yönünde. Zira uzun vadede bazı yatırımlardan o kadar fazla kazanacaksınız ki arada batan yatırımlarınız dahi olsa genel tabloda hiçbir şey ifade etmeyecek. Ancak örneklem kümenizi daraltıp asıl yükselecekleri kaçırırsanız o zaman getiri oranınızın ciddi derecede vasatlaşma riski var. İşte bilgi seviyesi yüksek olanların daha konsantre gidebilme lüksüne sahip olmasının sebebi de daha dar bir küme içerisinde doğru tercihleri yapabilme ihtimallerinin yüksek olması.
Tabii burada uzun süredir şirket ve hisselerden bahsediyoruz ancak jenerik senaryomuzdaki yatırımcı sıfırdan başladı ve yalnızca tarif ettiğimiz adımları izliyor. Bu nedenle şirket nasıl seçilir, bir şirket ucuz mu yoksa pahalı mı, kar elde ediyor mu, borçluluk durum nasıl hiçbirini incelemeyi bilmiyor.
Böyle bir durumda bilgi seviyesi belirli bir noktaya gelene kadar parayı fonlarda değerlendirmek, yani profesyonellere emanet etmek çok daha mantıklı hale gelecektir. Eskiden olsa TEFAS sitesine girip, portföy dağılımlarını ve geçmiş getirileri inceleyerek birkaç fondan oluşan bir sepet yapabilirsiniz derdim. Zira fon seçmek hisse senedi seçmeye göre çok daha kolay ve sıkı regüle edilen bir alanda paranızı profesyonellere emanet ettiğiniz için zarar görme riskiniz çok daha düşük.
Bununla birlikte son dönemde bazı portföy yönetim şirketlerinin spekülatif hareketler yapan fonlar kurduğunu ve piyasalarda olağandışı hareketler yaşandığını gördük. Genelimiz bir ayakkabı alacağı zaman dahi birçok mağaza gezen, seçenekleri değerlendiren insanlar. Dolayısıyla birikimleri emanet edeceğimiz kişi ve fonlar için de en azından bir iki saat ayırıp izahnamesini ve KAP’tan güncel portföy dağılımlarına ve (varsa) yöneticisinin röportaj ve sosyal medya paylaşımlarına göz atmanın yararlı olacağı kanaatindeyim. Burada en önemli unsur insan faktörü olduğu için fon yöneticisinin özgeçmişi, piyasalardaki tecrübesi ve isminin yapacağınız kısa internet aramalarında şaibelere bulaşmamız olması oldukça önemli.
2026 yılında takibimdeki fonları https://temelyatirim.com/2026/01/16/2026-yilinda-takibimdeki-yatirim-fonlari/ adresinde paylaşmıştım. Bu kesinlikle yatırım tavsiyesi anlamına gelmiyor; ancak fonlara hangi bakış açısıyla bakılabileceği ve filtrelenebileceği konusunda bir fikir vereceğini düşünüyorum.
Yeniden geldiğimiz noktayı toparlayacak olursak, kendimize ait ve hemen bozmamız gerekmeyecek parayla düzenli olarak yatırım yapıyoruz; bu kapsamda riskleri dağıtmak üzere çeşitlendirme yaptık ve ağırlığı profesyonellerin yönettiği fonlara verdik (bu noktada öğrenmeniz açısından motivasyon olacağını düşünüyorsanız ve borsa dinamiklerini kendiniz tecrübe etmek istiyorsanız kendini kanıtlamış temettü şirketlerinden de ufak miktarlarda alıma başlayabilirsiniz. Her şey getiri demek değildir; işi öğrenmek ve aldığınız keyif de önemlidir). Neyi ne kadar alacağımıza ilişkin halen bir fikrimiz yok değil mi?
Yukarıda ülke, sektör ve döviz kuru risklerinden söz etmiştim. Bu nedenle Türkiye’nin yanısıra yabancı borsalara yatırım yapan hisse senedi yoğun ve/veya değişken fonlardan, “biz ailecek altıncıyız” diyorsanız emtia fonlarından, Eurobond diye bir şey varmış düzenli olarak döviz ödemesi yapıyormuş diyorsanız (vergi konusuna dikkat ederek fon yerine doğrudan da olabilir) Eurobond veya borçlanma araçları fonlarından, Bitcoin geleceğin teknolojisi diyorsanız bir miktar kripto para gibi farklı enstrümanlardan, hatta farklı fonları alarak riski dağıtan “fon sepeti fonlarından” da ekleyerek geniş bir sepet yapabilirsiniz. Ayrıca, yatırım disiplininize fazla güvenmeyen biriyseniz, devlet katkısı oranı %20’ye düşmesine rağmen, ufak miktarlarla Bireysel Emeklilik (BES) hesabı açmanızın da mantıklı olabileceği kanaatindeyim.
Tabii zor durumlarda veya çıkabilecek fırsatlarda yedek akçe olması için halihazırda faizler de yüksekken, hassasiyetiniz yoksa bir miktar mevduat veya para piyasası fonunda da para tutmanız yararlı olabilir. Her zaman getiriler enflasyon üstü olmuyor ve paranız eriyebiliyor; ancak şu an içinde bulunduğumuz konjonktürde devletin ekonomi politikası gereği garanti bir enflasyon üstü kazanç mevcut. Faiz hassasiyeti olan arkadaşlar için de yukarıda belirttiğim araçların çoğunun katılım versiyonları da mevcut.
Son olarak, Türkiye’deki bir yatırımcı olarak her zaman devalüasyon riskine karşı hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bu nedenle portföyün en azından %25’lik kısmının dövize endeksli varlıklarda (altın, eurobond, yabancı hisse) gibi tutulmasının önemli olduğu kanaatindeyim. Son birkaç yıldır Dolar enflasyonun altında artıyor ve Türk lirası reel olarak değer kazanıyor. Ancak daha önce çeşitli dönemlerde ani kur hareketlerinin TL’de kalan yatırımcıların ciddi olarak canını yaktığını unutmamak gerek.
Burada bu yazıyı tamamlayalım. Gelecek yazıda kalan diğer prensiplerden bahsedelim ve daha sonra yavaş yavaş finansal okuryazarlığı artırmak için atılabilecek adımlara doğru yelken açalım.

Yorum bırakın