Yatırıma Nasıl Başlanır? Sıfır Bilgi ve Sermaye ile Strateji Oluşturma Rehberi-1

Ülkemizdeki ekonomik koşulların da etkisiyle son yıllarda finansal okuryazarlığa olan ilgi gittikçe arttı. Artık lise çağındaki gençlerin dahi enflasyondan, faiz oranlarından, borsadan, kripto paralardan konuştuğunu görüyoruz. Bilgi çağında yaşamamızın da etkisiyle internette finans alanında milyonlarca içerik ve ücretli/ücretsiz eğitimler mevcut.

Öte yandan, sistematik bir şekilde finansal okuryazarlık için yol gösteren ve “balık tutmayı” öğreten rehber içeriklerin yeterli sayıda olmadığı kanaatindeyim. Bir yol haritası olmadan yeni bir dili öğrenmek veya yeni bir sanatsal beceri kazanmak ne kadar zorsa, aynısı finansal okuryazarlık ve yatırım için de geçerli.

Sıfır bilgiye ve sıfır başlangıç sermayesine sahip olduğunuzu düşünelim. Borsanın varlığından haberdar olan bir insan içerikleri takip etmeye başladığında bir sürü fiyat grafiğini, teknik analizleri, indikatörleri, firma değeri/favök gibi rasyoları, aracı şirketlerin rapor ve hedef fiyatlarını, temettü hissesi mi büyüme hissesi mi, ABD borsası mı yoksa Türkiye borsası mı gibi tartışmaları görecek ve belki de yolun en başında yatırımın çok zor zanaat olduğu algısına kapılacak. Veya tam tersi “üstad”lardan aldığı “tüyolarla” birçok yatırım kararı alarak borsanın bir kumarhane olduğu duygusuna kapılacak.

Yukarıda bahsedilen kavramların tamamının bir derinliği ve yatırımcıya fayda sağladığı alanların olduğu muhakkak. Bununla birlikte, sözkonusu kavramları bilmek, çok daha önemli olan bir sistem kurmak ve strateji belirlemek için olmazsa olmaz bir gereklilik değil. En azından belirli bir portföy büyüklüğüne kadar diyelim.

Şimdi gelin bir check-list üzerinden sıfırdan başlayan bir yatırımcının nasıl hareket edebileceğini inceleyelim. Ayrıntılı bir husus olduğundan birkaç parçalık bir yazı dizisi olacağını tahmin ediyorum 🙂 Ve önemle belirtmek istiyorum ki bu yazı yatırım yapmak isteyenler ancak işin neresinden tutacağını bilemeyenler için. “Bunları boşverelim hayatımızı yaşayalım” diyenler için uygun olmayabilir.

1)Kişisel Maddi Durum Envanterinizi Çıkarın: Esasında yatırım finansal zincirin üçüncü halkasıdır. İlk iki halka ise sırasıyla tasarruf ve birikimdir. Aileden bir miras kalması veya loto çıkması gibi toplu paranın ele geçmesi gibi durumlar haricinde sıfırdan başlayan bir yatırımcının ilk gözden geçirmesi gereken konu aylık ne kadar tasarruf ederek bunu birikime dönüştürebildiğidir. Yatırım uzun vadeli bir maraton olduğundan toplu para durumunda da nakit akışının tespit edilmesi açısından tasarruf oran ve miktarının belirlenmesi önem arz etmektedir.

Tabii biz burada “sıfır” noktasını esas alsak da herkesin sıfır noktasından başlama şansına sahip olmadığı da bir gerçek. Yani borçlardan bahsediyorum. Bilhassa dar gelirli vatandaşlar açısından kredi kartı ve tüketici kredileri sarmalı adeta bir mengeneye dönüşmüş durumda.

Burada borcunuz varsa yatırım yapmayın demek istemiyorum. Aksine uygun oran ve vadelerden yapılan borçlanmalar finansal özgürlüğe ulaşma yolunda kaldıraç etkisi yapabilir ve yolu kısaltabilir. Ancak, “takla attırılan” kredi kartları ve yüksek gecikme faizlerinin kişi açısından yararlı bir durum olmadığını belirtmek gerek. Bileşik getiri nasıl dünyanın sekizinci harikası ise bileşik götürü de aynı şekilde gerçektir.

Böyle bir durumda o sıfır noktasına gelene kadar mali disipline odaklanmak ve borçları kapatmak isabetli bir hareket tarzı olacaktır. Zira diğer türlü yatırım yapsanız dahi o parayı borç ödemeleri için kullanmanız ve yatırımı bozmanız gerekeceğinden doğru karar verseniz dahi piyasanın oynaklığından (volatilite) kaynaklı zarar edebilirsiniz.

Diyelim ki borcunuz yok veya borçlarınızı kapattınız. Hesap ekstrelerinizi incelediğinizde ortalama olarak aylık bir miktar paranın tasarruf için ayrılabilir olduğunu göreceksiniz. Bu para 100 Dolar da olabilir 1.000 Dolar da olabilir. Unutmayın bir her zaman sıfırdan daha büyüktür.

Aşırı enflasyonist bir ülkede yaşadığımız için her zaman hesabınızı ABD Doları bir rezerv para cinsinden yapmanız lehinize olacaktır. Dileyen altın cinsinden de hesabını yapabilir ancak dünyada genel kabul gören ölçüt Dolardır.

Ben zaten her ayı ekside bitiriyorum diyorsanız daha temel sorunlarınız var demektir. Bu durumda fedakârlık yapmanız gerekecek. Ben bazı “tasarruf uzmanları” gibi “peçeteyi ikiye bölüp öyle kullanın” diyecek durumda değilim.

Zira yatırım için en önemli faktörlerden biri de motivasyondur. Dışarıda kahve içmemek, her türlü gider kaleminden kısmak gibi eylemler bu motivasyona ciddi zarar verebilir ve sürdürülebilirliği de soru işaretidir. Ayrıca giderlerinizi kısmanın bir sınırı vardır; bunun ötesine geçemezsiniz.

Diğer yandan, gelirlerinizi artırmak için yapabileceğiniz birçok ek iş vardır. Artık elinizdeki akıllı telefonu dahi kullanarak para kazanabilirsiniz. Eğer gelir-gider dengenizde ciddi sorunlar görüyorsunuz öncelikli olarak gelirinizi artırmanın yolunu arayın.

2)Kendinize Gerçekçi Hedefler Belirleyin: Ünlü Fransız yazar Montaigne “Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez” der. Bu durum yatırım açısından da geçerlidir. Gerçekçi hedefler belirlemek rasyonel bir strateji belirleyebilmenin ilk şartıdır.

Hedef derken “zengin olmak” gibi soyut hedeflerden bahsetmiyorum. Yatırım yaparken matematik sizin dostunuzdur. Buna ilerde sıklıkla değineceğim, olasılıkları kendi lehinize çalıştırırsanız ve vadeyi yeteri kadar uzun tutabilirseniz eninde sonunda kazanacaksınız. Benzer şekilde sürekli denenen yanlışları denerseniz (sürekli trade etmek veya kaldıraçlı işlem kullanmak gibi) belirli dönemlerde kazansanız dahi bunu sürdürülebilir hale getirmeniz çok güç olacaktır.

Konumuza geri dönecek olursak, hedefinizin finansal özgürlük olduğunu düşünelim. Diğer hedeflerin yanında en karmaşık ve kızıl elma niteliğinde olan budur. Örneğin, eğer “ben hayat boyu bir daha fatura ödemek istemiyorum” gibi daha mikro hedeflerle hareket ediyorsanız yıllık fatura giderinizin yaklaşık 25-30 katı bir temettü portföyü büyüklüğüne ulaşmak sizin hedefinizi büyük ölçüde sağlayacaktır. Hatta temettü verimi daha yüksek olan ve büyüyen şirketleriniz varsa geri yatırıp portföyü büyütecek paranız dahi kalacaktır.

Eğer hedefiniz “finansal özgür” olmak ise aylık ihtiyacınız olan miktarı belirleyin. Bunu belirledikten sonra internetten kısa bir araştırmayla ihtiyacınız olan paraya ilişkin birçok teori bulabilirsiniz.

Bu teorilerin en meşhurlarından biri “300” kuralıdır. Profesör William Bengen’in yaptığı çalışmaya göre aylık harcamanızın 300 katı bir portföyünüz varsa ve (her yıl enflasyon oranında artırmak kaydıyla) %4’ünü çekiyorsanız kötü senaryoda dahi 30 yıllık bir sürenin sonunda paranız bitmeyecektir. Tabii ABD yerine Türkiye’de yaşıyorsanız her zaman güvenlik marjını artırmakta ve 300 çarpanını artırmakta fayda var. Ancak bu hesaba dokunmayalım ve yaşam masraflarınız aylık 1.500 Dolar düzeyinde olduğunu düşünelim. Bu senaryoda ihtiyacınız olan portföy büyüklüğü 450 bin Dolar seviyesinde olacaktır. Sonraki sorulması gereken soru ise bu 450 bin Dolara nasıl ulaşacaksınız?

Matematiksel olarak portföy büyüklüğünüzü etkileyen üç temel faktör vardır. Bunlar başlangıç sermayesi, tasarruf edilen para miktarı ve birleşik yıllık büyüme oranıdır (CAGR).  Burada bir soluklanıp CAGR kavramını not edin ve anlamaya çalışın derim, zira yazının devamında fazlasıyla kullanacağız.

Eğer gençseniz, örneğin 20’li yaşların başlarındaysanız çok şanslısınız. Zira zamanı yeteri kadar uzattığınızda kaybetmeniz matematiksel olarak neredeyse imkânsız olduğu gibi, çok yüksek getiri oranları yakalamak veya büyük bir başlangıç sermayesine sahip olmak zorunda da değilsiniz.  Ayrıca önünüzde kendinize yatırım yaparak reel hayatta gelirlerinizi artırabilecek uzun seneler var.

Ve tabii ki ilk yıllarda portföyünüzün toplam büyüklüğüne oranla aylık yatıracağınız miktar önem arz edeceği için yatırımdan elde edeceğiniz gelirin fazla önemi olmayacak. Burada ne demek istiyorum? 50 bin TL portföyü olan ve her ay 10 bin TL ekleme yapan bir yatırımcının finansal piyasalarda kaybedecek fazla bir şeyi yoktur. Zira tüm parayı batırsa dahi beş ayda geri koyabilir. Yani sonuç değişmez; yalnızca beş ay zaman kaybetmiş olur. Keza müthiş bir performans göstererek parayı bir yılda ikiye katlasa bile hayatında pek fazla bir şey değişmez. Diğer yandan, belirli bir vadenin ardından portföy 10 milyon TL’ye ulaştığında aynı kişinin yatıracağı 20-30 bin TL’lik aylık katkılar giderek önemini yitirmeye, portföydeki yüzde 1-2’lik getiri farkları ön plana çıkmaya başlar.

İşte bu nedenle, hata yapmaktan korkmadan yatırıma bir an önce başlamak (başlamak için en iyi gün dündü; ikinci en iyi gün ise bugündür) ve süreç içerisinde gelişime odaklanmak en iyi stratejidir. Hatalarınızdan da birçok şey öğrenecek ve süreç içerisinde kendinizi geliştirdikçe daha yüksek miktarda paraları da endişe duymadan yönetebileceksiniz.

Ve yatırımın en güzel tarafı, (portföyünüzü sıfırlayacak ölümcül hatalar dışında- buna da değineceğiz) hata yapmaya fazlasıyla alanınızın olmasıdır. Eğer düzenli olarak 10 kararınızın 6-7’sini doğru verebiliyorsanız iyi paralar kazanacağınızı sizi temin ederim. Daha sonra biraz bahsedeceğim temel yatırım prensiplerine bağlı kaldığınızda bunun gerçekleşmesi hiç de düşük bir olasılık değildir.

Peki, örnek olayımıza geri dönelim. Sıfırdan başlıyorsunuz ve işinizden istifa ederek emekli ve özgür olabilmeniz 450 bin Dolara ihtiyacınız var. Bu paraya ne kadar zamanda ulaşabilirsiniz?

Ülkemizde geçmiş borsa ve kripto para rallilerini gören yatırımcıların gerçeklik algısının önemli ölçüde bozulduğunu düşünüyorum. Tabii bu durumda “kısa yoldan köşeyi dönme” hevesinin de etkisi yadsınamaz. Sosyal medyada gezdiğinizde göreceğiniz Dolar bazında ikiye katlamalar %50’ler gibi getirilerin çoğu gerçeği yansıtmadığı gibi, gerçek olanlar da sürdürülebilir değil. Yaşayan yatırım efsanesi Warren Buffett’ın CAGR’ı %20, yine bir diğer efsane Peter Lynch’in ise %29 olduğu göz önüne anılacak olursa durum daha iyi anlaşılacaktır.

Türkiye’deki ortalama bir yatırımcı açısından, enflasyondan arındırılmış olarak Dolar bazlı %7’lik bir CAGR’ın makul ve gerçekçi olduğu düşüncesindeyim. Aynı şekilde S&P 500 endeksi satın alarak veya dönemsel olarak altında kalabilmekle birlikte Eurobond alarak fazla kafa yormadan ve yüksek risk almadan da erişilebilecek bir getiri oranı. Bu nedenle hesaplamalara iyi bir temel teşkil edebilir. %12 ise finansal okuryazarlığını belirli bir seviyenin üstüne çıkarmak yatırımcının hedeflemesinin makul olabileceği bir orandır.

Tabloyu incelediğimizde ayda 1.000 Dolar yatırıma ayrılan ve işlerin vasat gittiği bir senaryoda finansal özgürlüğe ulaşmak 18 yıl alırken işler iyi gittiği takdirde bu süre 14 yıla düşüyor. Getiri vasat kalsa dahi enjekte edilen para 1.500 Dolara çıkarıldığında da aynı sürede finansal özgürlük mümkün oluyor. Hem getiri yükseldiği hem tasarrufun artırılabildiği durumda ise süre 12 yılın altına düşüyor.

Yaşı o kadar genç olmayanlar ve o kadar uzun zamanı olmayanlar için de güzel bir haberim var. Başlangıç sermayesi değişkeni de en az zaman ve getiri faktörü kadar etkili. Charlie Munger boşuna ne yapıp edin o ilk 100.000 Dolara ulaşın demiyor 🙂

Tablodan görüldüğü üzere 1.000 Dolar yatırılıp %7 getiri elde edilen senaryoya kıyasla başlangıçta biraz sermaye varsa işler çok daha kolaylaşıyor ve yalnızca hedef miktarın %10’unun biraz üzerinde bir sermaye ile 4 yıl kadar kısaltılabiliyor. Bu sayılar aynı zamanda özellikle küçük portföy sahiplerinin neden yatırıma kafa yormak yerine gerçek hayatta para kazanmaya yorması gerektiğinin de bir başka kanıtı.

3) Kendinizi Tanıyın: İlk okunduğunda kulağa garip gelen bir önerme olabilir. Zira kişisel gelişim makalesi okumuyorsunuz. Ancak unutulmaması gerekir ki bazı temel prensiplere sahip olmakla birlikte yatırım fazlasıyla subjektif ve kişisel bir süreç.

Herkesin ihtiyaçları, vadesi ve risk algısı farklı olduğu gibi kafayı yastığa koyduğunda uyku uyuyabilme yeteneği de değişiyor. Bazı insanlar portföyünde her gün ufak da olsa artı görmek istiyor ve düşüşlere gerçekten tahammülü yok. Bu gibi kişilerin sabit getirili varlıklar haricinde yatırım tercihlerinde bulunması mutsuz edecektir. Buna ülkemizde çoğunlukla risksiz zannedilen altın gibi emtialar da dahildir.

Diğer yandan portföyü yüzde 50 değer kaybetse dahi bunu çelik gibi sinirlerle izleyebilecek ve “sat” tuşuna basmayacak insanlar da mevcut. Bunların borsa gibi yüksek risk ve getirili araçlara vereceği ağırlık yukarıdaki profilden çok daha farklı olacaktır.

Kişinin yaşı da sistemi kurarken dikkate alınması gereken bir unsurdur. Zira yaş arttıkça var olan kazanımların korunduğu, çeşitlendirmenin mümkün mertebe arttığı daha defansif portföyler mantıklı hale gelmektedir. Benzer farklılıklar fiilen çalışanlar ve emekli olup da yalnızca portföyüyle geçinenler açısından da geçerlidir.

Aracı kurumlarda yatırım hesabı açarken risk algınıza ilişkin mevzuat gereği bazı kişisel sorular sorulması da bu nedenledir. Bu noktada kendinize karşı dürüst olmanız çok önemlidir. Zira kendisini “uzun vadeci” olarak tanımlayan, ancak %5-10’luk düşüşlerde hemen panik yaparak satan birçok insan tanıdım. Dolayısıyla bu soruya vereceğiniz dürüst cevap yatırım anlamında sizi 1-0 önde başlatacaktır.

Özellikle borsa yatırımında hisseler hiçbir neden yokken bile %10 yukarı veya aşağıya oynayabilmektedir.  Buna olumlu/olumsuz haber akışlarından da %10’luk bir esneme payı koyarsanız, şirketinizin operasyonu, satışları ve karlılığı değişmediği halde, şanssız olduğunuz bir senaryoda hisseniz %40 düşebilir.  Nitekim yıllar içinde 10-20-30 kat artan birçok şirketin bu seyir içerisinde 4-5 defa %50’lere varan düşüşler yaşadığı sabittir.

Bu nedenle, risk almak anlamında kendinizi rahat hissetmiyorsanız, yatırım için ayırdığınız para bir yıl sonra çocuğunuzun özel okul taksidi veya borçlarınızı ödemek için lazım olacaksa, veya her şeyden önce yukarıda belirttiğim hesaplama metrikleri çerçevesinde Eurobond gibi sabit getirili varlıkların getirileri uzun vadeli hedeflerinize ulaşmak açısından yeterli olacaksa (faiz hassasiyeti olanlar için katılım temelli ürünler de mevcut), çok daha basit yöntemlerle istediğiniz sonuca ulaşabilirsiniz. Zira riskli piyasalarda belirli prensiplere uymadan işlem yaptığınız takdirde hem yüksek risk alıp hem de garanti getirinin çok daha altında kalabilirsiniz.

Evet buraya kadar geldiyseniz ilk ve en önemli adımları atmışsınız demektir. Özetleyecek olursak, kişisel gelir gider hesabınızı yaparak tasarrufları birikim ve yatırıma dönüştürmeye başladınız; kendinize gerçekçi hedefler belirlediniz ve makul matematiksel hesaplamalar ışığında bu yolculuğun ne kadar süreceği konusunda bir fikriniz var ve kendi iç sesinizi dinleyerek nasıl bir yatırımcı psikolojisine sahip olduğunuzun farkına vardınız.

Halen yatırıma ilişkin herhangi bir şey bilmiyorsunuz. Bu noktada yukarıda da belirttiğim üzere çok büyük spekülatif hareketlere girmediğiniz sürece önemli bir sorun yok. Ailenizden gördüğünüz üzere altın da biriktirebilirsiniz; paranızı mevduata da yatırabilirsiniz veya her gün gördüğünüz ya da müşterisi olduğunuz şirketlerin hisselerini de toplamaya başlayabilirsiniz. Nasıl içiniz rahat ediyorsa

Bir yandan yatırıma başlarken bir yandan da yatırımın temel prensiplerini öğrenmeniz gereken evreye geldiniz.  Bu yazı burada bitsin. Gelecek yazıda dalgalı denizde sizi “hayatta tutacak” yatırım prensiplerini ayrıntılı olarak işleyelim.


Temel Yatırım sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın